Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2015-04-06 08:58:14Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com
üÒ
Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2015-04-06 08:58:14Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com üÒ

Bir TUS Hikayesi

Yeni mezun genç hekim mecburi hizmetine atanmıştır. Türkiye’nin kuzeydoğusunda küçük bir ilçe devlet hastanesi acilinde başlar hekimlik hayatı. Para kazanmak çok güzeldi. Hem de saygın bir meslekten kazanmak daha da güzel. TUS demek izin demekti o zamanlar. Ankara’ya yapılacak turistik bir geziden öteye geçmedi 2 yıl boyunca. Devletin ilk kazığını bir gün eline geçen resmi yazı ile yedi. Yazı Ankara’dan geliyordu. Bakanlık bu küçük ilçedeki genç doktorunu hatırlayıp bir yazı göndermişti ama gerçeği anlayınca bunun övünülecek bir şey olmadığının farkına vardı. İki ayda bir askerlik raporu almasına rağmen bakanlık ilişiğinin kesildiğini derhal askere gideceğini bildirdi. Çırpınışlar boşunaydı ilişik kesildi, askere gidildi. Ama kırılmıştı hevesi bir kere. Kimsenin gitmek istemediği bir yerde çalışmaktayken atılan bu kazık dokunmuştu gururuna genç adamın. Oradan gitmeliydi. Ama nasıl? Tayin? Bu sorunun komikliğini algılamak uzun sürmedi. Topladığı hizmet puanı ile değil tayin, başhekimin odasına bile gidilmezdi. Anlaşılan turistik Ankara gezilerine artık bir anlam yüklemenin zamanı gelmişti. Askerlik süresinde izin kullanılmayıp, komutanla arayı sıkı tutup mazeret izni de koparınca, hatta bir de rapor patlatınca 3,5 aylık bir boşluk oluyordu.
TUS dersanelerinin merkezi Ankara’ya gidip bir dersaneye yazıldı. Kalacak yer yoktu. Dersaneninde yardımıyla yaz dönemi nedeniyle boş olan Milli Kütüphane’nin yakınında özel bir üniversite yurduna yerleşti. Süre kısa, önceki TUS puanı söylenemeyecek kadar komik, sınav kaçarsa gideceği yerden çıkış yok. O zaman kurallar sert olmalı. Her sabah 8 de kalkılıp, en az 10-12 saat çalışılacak. Eğlence yok, TV yok, İnternet haftada 1 saat, gazete haftada 1 gün. Aslında korktuğu kadar kötü değildi. O 3,5 ay boyunca her gün 8’de kalktı, her gün çalıştı, çalıştı, çalıştı. Büyük gün geldi çattı. Sınava giderken artık duasını da etti ve gitti. Sınav çok çabuk geçti kendini Kızılay’da buldu. Heyecanla sınav sorularını beklemeye başladı. Sanki Kızılay’a biri getirecekmiş gibi. Sanki içine doğmuştu. Sınavdan 2 saat sonra bir adam elinde soru kitapçıkları ile geldi ve dağıtmaya başladı. Üzerinde Tusdata yazan kitapçığı alıp teşekkürünü ettikten sonra yerinde duramayan kalbini dizginleyerek kaldırıma oturdu ve netlerini çıkardı. Bir çırpıda koyduğu artıları saydı ve sonuç inanılmazdı. Olmuştu, işte sonunda olmuştu. Hayalini bile kuramayacağı kadar net çıkarmıştı. Artık bir çığlık hakkıydı. Şaşkın bakışlı insanlar bu gencin hikayesini bilseler bu kadar şaşırmazlardı herhalde. Olsun, kimse umurunda değildi. Arabaya atladığı gibi 12 saat hiç durmadan sabaha karşı çalıştığı ilçeye ulaştı. O gün doğan güneş artık farklıydı. İşe giderken haklı bir gururla gitti. Sınavı soranlar her zaman verdiği mahcup cevaplardan eser yoktu. Göğsünü gere gere “çok güzeldi” demek hakkıydı artık.
Aradan 2 aya yakın zaman geçmişti. Müdürlük sağlık ocağına geçici görev vermişti. Normalde kızması gerekirken artık umursamıyordu. Öğleye doğru telefon çaldı. Arkadaşı sınavın açıklandığını söyledi. Taşikardi ve flushing halinde internet bağlantısı olan bir bilgisayar buldu. OSYM sitesine girerken semptomlarına tremor eklendi. Kimlik numarasını yazıp “enter”a bastığında ekrandaki kum saati sanki yıllarca durdu orada. Sayfa açıldığında hayatındaki yeni sayfanın kanıtını gördü. Gözlerine inanamadı. Yazarken bile tercih hakkını boşa harcadığı için kendi kendine kızdığı, yüksek puanlı, tek kadro açan, ilk tercihi karşısında duruyordu. Bir süre bu güzel manzaranın keyfini çıkardı. Sıra bekleyen onlarca hasta sağlık ocağındaki tek doktorun önlüğünü fırlatıp kapıdan koşarak uzaklaştığını görünce neler düşünmüşlerdi acaba? Koşarak eve girdiğinde artık gözyaşları boşaldı. Sevincini kendi kendine yaşadı. Bir süre sonra ailesini aramayı akıl etti. Onların da hakkıydı bu sevinci yaşamak. Yıllardır kendilerinden ayrı olan evlatları artık yanlarına gelecekti, hem de ideali olan bölümde asistanlık yapmak üzere. İki saat falan geçmişti herhalde. Tekrar kendine gelip ocağa döndüğünde hastaların kızacağını düşünürken, kendi dertlerini unutup onu tebrik eden hastalarla karşılaştı. Her şey çok güzeldi.
Bu bir TUS hikayesidir, gerçek bir hikayedir, benim hikayemdir. Bu sitede TUS belası ile uğraşan meslektaşlarıma bir nebze de olsa destek olsun diye kaleme alınmıştır. Saygılarımla.
                                                                                                          Op. Dr. Uğur Demirci

.

Bir Cevap Yazın

Tasarım: #drriza.com